Ailede Benden Bize
Neden Karşımızdaki İnsanı Değiştirmek İsteriz? | Ailede Benden Bize
Uyum sağlamakla özünden taviz vererek değişmek arasındaki fark nedir?
Ailede Benden Bize, Uzman Aile Danışmanı Saliha Erdim'in katkıları, Büşra Özkan Yıldız'ın sunumuyla sizlerle...
İnsan, tekemmül yolculuğunda sürekli değişen ve dönüşen bir varlıktır. Ancak modern çağın getirdiği en büyük yanılgılardan biri, bu değişimi kendi nefsimizde gerçekleştirmek yerine, muhatabımızı –eşimiz veya evladımız olsun– kendi zihin kalıplarımıza göre yeniden yontmaya çalışmaktır. Oysa sevgi, değiştirmek için değil, var olduğu için o varlığı bağra basmakla başlar.
Hayatın hayhuyu içerisinde sıkça ıskaladığımız, belki de en temel hakikat şudur: Bir insanın varlığı, başlı başına bir şükür sebebidir. "Var olduğu için mutlu olmayı bilmek", ilişkilerin en sağlam zemini, en sarsılmaz kalesidir. Sofrada yavan ekmek dahi olsa, o ekmeği paylaşacak bir "can"ın karşımızda nefes alıyor oluşu, dünyevi tüm eksiklikleri örtecek bir zenginliktir. Zira varlığın kıymetini idrak edemeyen, yokluğun ıstırabıyla terbiye olur. Şayet biz, evladımıza veya eşimize baktığımızda, onları "olmaları gereken ideal suretler" üzerinden değil de, "Allah'ın yarattığı ve bize emanet ettiği biricik varlıklar" olarak görebilsek, değişim sancıları yerini huzurlu bir kabullenişe bırakacaktır.
"Senin İyiliğin İçin" Maskesi
İlişkilerde, bilhassa ebeveyn-çocuk ve karı-koca münasebetlerinde en sık düşülen tuzak, "Ben senin iyiliğin için söylüyorum" cümlesinin arkasına saklanan tahakkümdür. Elbette niyet halis olabilir; fakat ilim ve ferasetle desteklenmeyen iyi niyet, çoğu zaman "zulme" dönüşme potansiyeli taşır.
Bir anne babanın, kendi gerçekleştiremediği hayalleri çocuğuna yüklemesi, bir fıtrat cinayetidir. Çocuğun mizacını, kabiliyetini ve Allah'ın ona çizdiği kader planını yok sayarak; "İllaki doktor olacaksın" yahut "Benim bir kamyonum olmadı, sen kamyoncu olacaksın" gibi dayatmalarla yaklaşmak, o körpe ruhu cendereye sokmaktır. Unutulmamalıdır ki, bir çoban sürüsünü güderken, keçiyi koyun, koyunu keçi yapmaya çalışmaz. Çobanın vazifesi, sürüsünü en iyi otlakta yaymak, onları kurttan kuştan korumak ve fıtratlarına uygun şekilde büyümelerine rehberlik etmektir. İnsanı terbiye etmek, onu başkalaştırmak değil, özündeki cevheri parlatmaktır.
Mizaç Bir İklimdir
Değişim bahsinde en çok karıştırılan iki kavram "mizaç" ve "karakter"dir. Uzman Aile Danışmanı Saliha Erdim hocamızın o nefis teşbihiyle meseleye bakacak olursak; mizaç, bir iklim gibidir. Kimi insan "kış" mizacındadır; soğuktur, mesafelidir. Kimi insan "yaz" mizacındadır; sıcaktır, belki bazen yakıcıdır. Bir insanın, eşinin veya evladının mizacını değiştirmeye çalışması, kış mevsimine "neden güneş açmıyorsun?" diye kızıp bağırmaya benzer.
Akıllı insan, havayı değiştirmeye çalışmaz; havaya uygun giyinir. Dışarıda ayaz varsa paltosunu giyer, tedbirini alır. Karşımızdaki insan "saman alevi" gibi çabuk parlayan bir yapıdaysa, o alevlendiğinde üzerine benzinle gitmek değil, sükûnet hırkasını giyip yangının sönmesini beklemek ferasettir. Zira o öfke dindiğinde, o insan dünyanın en munis, en merhametli insanı olabilir. Mesele, o kriz anını yönetebilmek, kişisel algılamamak ve "Bu onun fıtratı, benimle şahsi bir derdi yok" diyebilme olgunluğunu gösterebilmektir. 99 güzel huyu olan bir eşin, 1 kusuruna odaklanıp hayatı zehretmek, ne adalete sığar ne de vicdana.
"Erkek Terbiye Edilmez, Terbiyelisi Alınır"
Evlilik öncesi süreçlerde yapılan en büyük hata, "Evlenince ben onu değiştiririm" yanılgısıdır. "Erkek terbiye edilmez, terbiyelisi alınır" sözü, kulağa mizahi gelse de derin bir hakikati barındırır. Flört veya nişan dönemindeki o "protokol" evresinde dahi kendini belli eden pürüzler, aynı evin içine girildiğinde karesiyle, küpüyle karşımıza çıkacaktır.
Birini değiştirmeye çalışmak, beyhude bir çabadır. Daha da vahimi, insan karşısındakini değiştirmek için uğraşırken, farkında olmadan kendisi değişir; ama menfi yönde... Dili sertleşir, üslubu kabalaşır, neşesi kaybolur. "Yanlış davranılmasından daha tehlikeli olan şey, yanlış yapana benzemektir." Sürekli eleştiren, sürekli talep eden, "ilgi" dilenen bir kadın profili, erkeği daha çok evden ve iletişimden koparır. Eleştiri, savunmayı doğurur; suçlama, duvarları yükseltir. Oysa tatlı dil, takdir ve "razı olma" hali, en katı kalpleri bile yumuşatacak bir anahtardır.
Değişmeyen Sabiteler
Peki, insan hiç mi değişmez? Elbette değişir ve gelişimin şartı da değişmektir. Lakin bu değişim, özden kopuş değil, kemale eriştir. Dürüstlük, iffet, inanç gibi "sabitelerimiz" birer dağ gibi yerinde durmalıdır. Ancak üslubumuz, yaklaşımımız, olaylara verdiğimiz tepkiler esnek olmalıdır.
Bazen haklı olduğumuz halde, ortamın gerilmemesi, bir kalbin kırılmaması veya "sürecin daha kötüye gitmemesi" adına alttan almak, bir zafiyet değil, "aklın büyümesi"dir. İstemediğimiz bir durumu, sırf şerrinden emin olmak veya bir hayra vesile olmak için sineye çekmek, kendimizi tebrik etmemiz gereken bir irade beyanıdır. Bu, "kılıbıklık" veya "eziklik" değil; ilişkiyi yönetme sanatıdır. "Ya Rabbi, ben bunu nefsim için değil, rızan için ve yuvamın selameti için yaptım" diyebilmek, insanı manen yücelten bir secdedir.
İlimsiz Niyet, Kör Bir Gayrettir
Değişim ve gelişim yolculuğunda en büyük eksiğimiz, "okumamak" ve kendimizi doğru kaynaklardan beslememektir. Niyetimiz halis olsa bile, bilgi ve metot yoksa, gayretimiz bizi duvara toslatmaktan öteye geçiremez. Televizyon dizilerinin, sosyal medya fenomenlerinin, magazinel dedikoduların şekillendirdiği bir zihinle, ne eşimize ne de evladımıza doğru rehberlik yapabiliriz.
"Eğitim, ihtiyaç hissettirmektir" derler. İnsan, neyi bilmediğini bilirse öğrenmeye talip olur. Bizler, magazin figürlerinin hayatını bildiğimiz kadar Siyer-i Nebi'yi, insan psikolojisini veya iletişim ahlakını bilmiyorsak, evlerimizdeki yangını söndürmeye gücümüz yetmez. Zihin dünyamızı kirleten, dilimizi bozan, beklentilerimizi gerçekdışı boyutlara taşıyan ekranlardan uzaklaşıp; ilim meclislerine, kitaba ve tefekküre dönmek mecburiyetindeyiz. Zira "balık baştan kokar"; anne baba kendini yetiştirmezse, evlat o kokmuş atmosferde ancak solar.
Geçmişin Prangalarından Kurtulmak
Tarih, en büyük değişimlerin şahididir. Ömer bin Hattab (r.a.), Peygamber'i öldürmeye giderken, Kur'an'ın nuruyla dirilip adaletin timsali olmuştur. Halid bin Velid (r.a.), İslam ordularına karşı savaşırken, hidayetle şereflenip "Allah'ın Kılıcı" unvanını almıştır. Demek ki insan değişebilir. Birine "değişme fırsatı" vermek, onu geçmişiyle yargılamamak, Peygamberi bir ahlaktır.
Bir söz, bir bakış, bir kitap, bazen bir insanın ömrüne yeni bir istikamet çizebilir. 80 yaşındaki bir teyzemizin, dinlediği bir sohbetle "Keşke daha önce bilseydim" diyerek değişim iradesi göstermesi, kemoterapi gören kızını alıp ilim meclisine koşması, umudun asla tükenmeyeceğinin kanıtıdır. İkinci, üçüncü şansları vermekten korkmamalıyız. Zira Allah, tövbe kapısını son nefese kadar açık tutarken, bizim kullara kapıları kapatmamız haddime değildir.
En İyi "Ben" Olma Gayreti
Hülasa; değişim dışarıdan içeriye değil, içeriden dışarıya doğru bir yolculuktur. Eşimizi, çocuğumuzu, komşumuzu değiştirmeye harcadığımız enerjiyi, "Kendimin en iyi versiyonuna nasıl ulaşabilirim?" sorusuna vakfetmeliyiz. İyi bir kul olan, iyi bir eş olur. İyi bir kul olan, iyi bir anne-baba olur. Allah ile arasını düzeltenin, mahlukatla arası da düzelir.
Bize düşen; sabitelerimizi, onurumuzu ve duruşumuzu muhafaza ederken; merhametle esnemek, ilimle donanmak ve sevdiklerimizi "oldukları gibi" kabul ederek, onların gönül toprağına güzellik tohumları ekmektir. Zira biz seferden sorumluyuz, zaferden değil. Ve unutmayalım ki; Allah, ne için yarattıysa, kuluna o işi kolaylaştırır. Yeter ki biz, fıtrata savaş açmayalım.
-->
-->
-->
-->
-->