Son Davet
Meclis-i Meşâyih Nedir ve Hangi Temel Amaçlarla Kurulmuştur? | Son Davet
Meclis-i Meşâyih defterlerinde hangi dikkat çekici bilgiler yer alır?
Prof. Dr. Özcan Hıdır'ın sunduğu Son Davet programına Prof. Dr. İrfan Gündüz ve Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz konuk oldu.
Devlet, manevi hayatı denetlemeli mi? Tarikatlar ve tekkeler kendi haline mi bırakılmalı, yoksa merkezi bir otoriteye mi bağlanmalı? Bu sorular bugün hala güncelliğini korurken, Osmanlı İmparatorluğu bu soruna 1866 yılında kurduğu Meclis-i Meşayih (Şeyhler Meclisi) ile bir cevap vermişti. Vav TV'de yayınlanan Son Davet programında, bu tarihi kurumun hafızasını kitaplaştıran Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz ve Prof. Dr. İrfan Gündüz, kurumun işleyişini ve bugüne ne söylediğini anlattı.
1. Meclis-i Meşayih Nedir ve Neden Kuruldu?
1866 yılında kurulan ve tekkelerin kapatıldığı 1925 yılına kadar varlığını sürdüren Meclis-i Meşayih, Osmanlı'daki tekke ve zaviyelerin yönetimini, denetimini ve şeyh atamalarını yürütmek amacıyla Şeyhülislamlığa bağlı olarak kurulmuş bir meclistir.
Kuruluşun arkasında iki temel sebep yatıyordu:
1. Merkezileşme ve Tanzimat: Devletin bakanlıklar ve meclisler eliyle kurumsallaştığı bu dönemde, tekkelerin de merkezi sisteme entegre edilmesi hedeflendi.
2. Yozlaşmayı Önleme: "Beşik ulemalığı"nın (oğula babadan ilmi rütbe geçmesi) medreseleri zayıflattığı gibi, ehliyet ve liyakati olmayan kişilerin sadece babaları şeyh diye tekke başına geçmeleri tekkeleri çürütüyordu. Meclis, bu gidişata "dur" demek ve ehliyeti esas almak için kuruldu.
2. Defterlerdeki Hafıza: Sınavla Şeyh Olmak
Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz'ın öncülüğünde hazırlanan ve 53 defterin incelenmesiyle ortaya çıkan 9 ciltlik eser, kurumun 60 yıllık hafızasını ortaya koyuyor,. Bu defterlerde sadece idari kararlar değil, tekkelerin iç işleyişine dair çok ilginç detaylar var:
• Liyakat Sınavları: Şeyhlik makamı boşaldığında yerine geçecek kişi, Meclis tarafından fıkıh, kelam ve tasavvuf konularında sınava tabi tutuluyordu. Bu sayede ilmiye sınıfı ile sufiye arasındaki makasın kapatılması ve cehaletin önüne geçilmesi hedefleniyordu.
• Halk Sağlığı Önlemleri: Salgın hastalık dönemlerinde tekkelerde aynı kaşıkla yemek yenilmemesi, kapların kaynatılması gibi hijyen genelgeleri yayınlanıyordu.
• Eğitim Standartları: Dervişlerin başıboş kalmaması için Kur'an talimi, ilmihal dersleri konuluyor; ehliyetsiz kişilerin ayin yönetmesi veya yetkisi olmayanların derviş kıyafetiyle sokakta dolaşması yasaklanıyordu.
3. Devlet Güvenliği ve Tarikatlar
Prof. Dr. İrfan Gündüz, konunun sadece dini değil, aynı zamanda bir "devlet güvenliği" meselesi olduğuna dikkat çekiyor. Osmanlı, devletin bekası için tarikatların dışarıdan manipüle edilmesini veya devlet otoritesine alternatif yapılar oluşturmasını engellemek istemişti. Özellikle Yeniçeri Ocağı'nın bozulması sürecinde Bektaşiliğin içine sızan yabancı unsurların devlete zarar vermesi, II. Mahmut döneminde sıkı tedbirler alınmasına yol açmıştı,. Meclis-i Meşayih, tekkelerin "devlet içinde devlet" olmasını engelleyen, onları sisteme entegre eden bir emniyet sübabıydı.
4. Bugün Böyle Bir Kuruma İhtiyaç Var mı?
Programın en can alıcı kısmı, "Bugün Meclis-i Meşayih benzeri bir kuruma ihtiyaç var mı?" sorusu etrafında şekillendi. 1925'te tekkelerin kapatılmasıyla oluşan boşlukta, denetimsiz ve merdiven altı yapıların türediği, bunun da din istismarına kapı araladığı vurgulandı.
• 15 Temmuz Sonrası Farkındalık: Prof. Yılmaz, 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra İstanbul'daki tasavvufi gruplarla yapılan görüşmelerde, grupların büyük çoğunluğunun devlet gözetiminde, şeffaf ve denetlenebilir bir üst kurula (Meclis-i Meşayih benzeri) sıcak baktığını belirtti.
• Diyanet'in Rolü: Prof. Gündüz ise, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın sadece idari bir kurum olmaktan çıkıp, dini kavramların içini boşaltan veya yanlış yönlendiren yapılara karşı daha aktif bir "ilmi denetim" mekanizması kurması gerektiğini savundu.
Meclis-i Meşayih tecrübesi bize şunu gösteriyor: Tasavvufi hayat, kendi başına bırakıldığında yozlaşmaya veya istismara açık hale gelebiliyor. Osmanlı, bunu yasaklayarak değil, kurumsallaştırarak ve denetleyerek çözmeye çalışmıştı. Bugünün dünyasında da dini yapıların şeffaflaşması ve "hesap verebilir" hale gelmesi adına bu tarihi tecrübeden alınacak çok ders var.
-->
-->
-->
-->
-->
-->
-->
-->